Simya Nedir?



Simya, insanın sadece maddeyi değil, kendisini de dönüştürme yolculuğudur. Tarih boyunca birçok kişi simyayı yalnızca metalleri altına çevirme sanatı olarak görmüştür. Oysa kadim öğretilerde simya; insanın karanlığını tanıması, içindeki cevheri ortaya çıkarması ve yaşamını bilinçle yeniden şekillendirmesi anlamına gelir. Simya bir bilgi kadar bir deneyimdir. Okunarak öğrenilmez yalnızca; yaşanır, hissedilir ve zamanla insanın hayatına işler. Bu nedenle simya yolunda ilerleyen kişi, önce kendi iç dünyasının kapılarını aralamaya başlar. Kadim metinlerde geçen fırınlar, mühürler, elementler ve dönüşüm süreçleri aslında insanın ruhsal yolculuğunu anlatan sembollerdir. Ateş yalnızca yakmaz; arındırır. Su yalnızca akmaz; taşınan yükleri çözer. Toprak sabrı öğretir, hava ise düşüncenin görünmeyen yönünü açığa çıkarır.

Gerçek simya, insanın kendi gölgesiyle karşılaşabilmesidir. Korkuların, öfkenin, arzuların ve geçmişin içinden geçmeden dönüşüm gerçekleşmez. Bu nedenle simya kolay bir yol değil; disiplin, farkındalık ve irade isteyen bir öğretidir. İnsan bazen bu yolda kaybolur, bazen kendini yeniden bulur. Çünkü simya cevaplardan çok doğru soruların peşindedir. Atölye Simya’da amaç yalnızca bilgi aktarmak değildir. Amaç; insanın kendi iç sesini duyması, yaşamındaki sembolleri fark etmesi ve dönüşüm yolculuğunda bilinçli bir adım atabilmesidir.



Olmadan oldum demeyi sever insan. Ölçüsünü bile bilmediği hallerin içinde dolaşır ama şaşırır bulamaz makamını. Bulamadığı ise makamı değil egosunun hükmüdür aslında, savurur durur onu sanrılarının arasında. Yaşamayı bilmenin sırrı, olmak değil olmamanın içinden geçerken duyduğun şevktir. Her şey hazır olsun ister her şey bahaneye dönüşür zamanla. Önemli olan değerler boş işlerin altında kalır. Zamana değerli deyip hayatı maddenin kölesi olarak harcamanın tezatlığı da ağır bir yüktür. Yaşayamadığı hayatların değil de yaşadığı hayatın sırrını öğrense insan çok daha fazla yol alır. Ancak o zaman bir imbikten geçip kendini bulmaya başlar.

Kusursuz olmaya çalışmak insana hiç bir şey kazandırmaz sadece duvarlarını yükseltir. Fakat insanın duvardan çok köprülere ihtiyacı vardır çünkü yalnızlığı kuramadığı köprülerin azlığından kaynaklanır. Bununla birlikte yaşamımız kendi derslerini kusurlarımızın içine gizler ve o derslerden mahrum kalanlar büyüyemezler. Unutmamak gerekir ki eksikliklerimizi bize hayat vermiştir onlar bizi ya iyinin yolundan yürütür ya da çok yönlü olan kötülüğe götürür. İşte ruhsal güzelliği görebilmek de bu sınavda verilen emekle gerçekleşir. Bu yüzden tamamlama yerine tam olanın hazzını yaşamaya çalışmak çok yönlü bir tuzaktan başka bir şey değildir. Size nedensiz gelen ve beğenmediğiniz zorlukların altında müthiş bir hazine yatmaktadır. Asıl kötü olan da bu hazineyi bulanların sayısının her geçen gün azalmasıdır.